Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın. (Confucius)
2 Ocak 2017 Pazartesi
Hayata Dair
İnsanoğluna sunulan ne büyük lütuftur yaşamak olgusu ve bunun idrakinde olmak,farkındalık hissi ile zamanı kullanabilmek , süregelen ve devamlı bir akış halinde olan hayatı tüm bedeninle zihninle var olma çabası içerisinde kılmak ve ömür denilen dün, bugün ve yarından oluşan bir süreci devam ettirmek ...elbette ki lütuftur bunu benimsemek ve sürdürmek. Hayatı her haliyle kabulleniş belkide bir teslimiyettir bazen savunmasızca bazen sorumsuzca bazen bilinçsizce heba edilen, sarfedilen, harcanan bir ömrün teslimetindeki yokoluş serüvenidir, zamandan yoksun yaşantıların gölgesindeki kayboluşların esaretinde, bir nefeslik moladır belkide adımların ötesinde bir seyirci edasıyla varolma çabası ve endişesinde bir kimliğin maskesine bürünmek...kaybedişlerin ertesindeki umutsuzluk kadar kazanımların arefesinde parlayan bir umuttur hayat denilen olgu. Belkide kaç nefeslik bir ömür biçildiğinden bihaber yaşayan sitemkar bir serzenişin adıdır. Aidiyet duygusudur yaşama bağlı kılan ve varoluş bilincini taşıyan hakikat ve bir duruş sergilemektir nereye kime nasıl bir aidiyetlik taşıdığının idrakinde olup, nasıl bir gaye ile hayata tutunmanın edindirdiği bir görev ve sorumluluk hissidir. Hayatı yaşanılır kılan şeydir aidiyet duygusu. Bir vatana, toprağa, bayrağa ,dine,dile, ırka,ideolojiye ,topluma, sınıfa , ikame ettiğin semte, komşuya ,aileye ve en önemliside kendi ruhuna ve özüne olan aidiyetlik hissi... Varoluş bilinci ve kendini kabulleniş bir yere kadar elbette ama birde çevresine olan bir kabullendiriş, farkettirmek çabası keşfedilme mücadelesi vermek kendi değerlerini ve ideolojisini benimsetmek sürecidir insanın kendini konumlandırması. Beşikten mezara hep bir mücadele içinde yaşayış, insana yüklenen bir görev yada sorumluluklar zinciridir hayat. Doyuma ulaşmak amacı içinde adım adım tırmandığı bır merdivendir hayat serüveni. Tükenmişlik sendromu, bıkkınlık, yılgınlık olsa dahi kendini adayıştır ve gayesidir yaşama tutunuşun. Asırlardır değişime uğrayan toplumun, insanların,mekanların ama değişmeyen değerlerin ve inançların baki kaldığı,aynı yeryüzünü,aynı havayı, aynı dünyayı yaşamış fakat her bir canlıda farklı dünyaların keşfedildiği, nice zamanların hoyratça harcandığı,nice ömürlerin tükendiği, nice zamanların acımasızca harcandığı, heba edilen gençlikler, sorumsuzca tüketilen nimetler, bilinçsizce yaşanan hayatlar, amaçsız ,gayesiz, aidiyetsiz, boşluktaki kayboluşlar ile nice tüketilmişliklere şahit olan ve renkten renge, ırktan ırka, iyiden kötüye her bir canlı yükünü taşıyan bir gemi misalidir hayat. Hepimiz aynı gemide ; kimimiz uzun bir yolculuğun yolcusu, kimimiz denize düşme tehlikesi yaşayan bir riskin eşiğinde sıralanmış ve öğretilmiş bir topluluğun parçasıyız. Tercihlerimizle orantılı bir yaşamı şekillendirmişiz ve kaptanı olduğumuz geminin dümenini aslında herkesin kendinin çevirdiğini sandığı ama bi okadar yanıldığı ve kader olgusundaki o yönetişin mucizesini kavramak bilinci insanı sürü psikolojisinden ayrıştırıp bireysel bir kimliğe büründüren bir hakikati resmetmektir hayatı algılayış bilinci... Hayata dair bilinmezlikler deryasında bir kaptan misali hedef belırlemek ve sırlar döngüsünde bir inanç çizgisine sığınmak insanın yaşama tutunmasının önkoşuludur. Hayatın buz kesmiş ayazında bir adayış, bir sığınış, bir kabulleniş ve bir teslimiyettir inanç olgusu. İnandığın kadar varsın ve inançların kadar özgürsündür... Bir aldanış hissi olsada hayatta biçilen rollerimiz ve oyuncusu olduğumuz bir sahneyse bu hayat denilen olgu...aslında bir inanışın gereğidir onu yaşamak yaşatmak... Bize düşen rolün hakkını vererek en iyi şekilde mutlu bir finale ulaşmak çabasında olmaktır... Her zorluğa inat.. her engeli aşacak gücü bularak.. inançlı ,yürekli ,cesur , asil ve sağlam bir duruş, güçlü bir benlik ve farkındalık yaratmak gayesi ile nice yaşamlara kucak açmak dileğiyle......
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder